Mehmet Yıldırım bir mimar, aynı zamanda bir girişimci. Bir taraftan da girişimci Gaziantep ruhundan kaynaklı, dünyanın farklı coğrafyalarından ürünleri bulup uygun yerlere pazarlıyor. Ama son 5 yıldır bütün odağında iç mekan dekorasyonuyla ilgili konular var.
Mehmet Yıldırım, önce Gaziantep’te bir mağaza dekore ediyor, çok beğeniliyor. Daha sonra Kültürlerarası diyalog kurma amacıyla kurulan bir dernek, Roma’da bir kültür merkezi açmak istiyor. Her iki kültürden de çağrışımlar olsun, ama daha ziyade Türk kültürünü tanıtsın istiyorlar. Mehmet Yıldırım’ın Gaziantep’te yaptığı iş, bunun için referans oluyor ve bununla ilgili bir şey yapıp yapamayacağını soruyorlar. Bu durum üzerine Mehmet Yıldırım, Roma’ya gidiyor, Vatikan’a 500 metre mesafedeki bu yerin ölçülerini alıyor, onların ne istediğini tam olarak anlamaya çalışıyor ve dönüyor Gaziantep’e. Kafasında ölçüyor, biçiyor, tasarlıyor. İç mimari projesini hazırlıyor ve sunuyor. Kabul edilen tasarımı hayata geçirmek için çalışmaya başlıyor. Her ayrıntısıyla kendisinin ilgilendiği detayları hayata geçirip, projeyi tamamlıyor. Hazırladıklarını kamyonla yolluyor, kendi ve ekibi de uçakla Roma’ya gidip Türk Evi’ni monte ediyor. Burası çok popüler bir yer oluyor. Yerli yabancı pek çok kişi burayı ziyaret ediyor ve her gelen buradaki dekorasyona övgüler yağdırıyor. Mehmet Yıldırım’ın ilk yurtdışı deneyimini bir süre sonra Milano, Kopenhag, Venedik, Frankfurt, Düsseldorf, Paris ve Dakar takip ediyor. Kısaca Mehmet Yıldırım adı bu tür spesifik projelerde markalaşıyor. Mehmet Yıldırım işini nasıl geliştirdiğini, bundan sonraki projelerini ise şöyle anlatıyor:
İLK OLARAK ROMA’DA
Mimar olmam nedeniyle estetik, dekorasyon, aydınlatma gibi konularda bilgim var. Gaziantep’te ricayla dekore ettiğim yerler vardı, fakat bunu profesyonel olarak yapacağımı düşünmemiştim. Gaziantep’teki dekorasyonumu referans alarak ilk önce Roma’ya çağırdılar. Orada bir Türk Evi yapmamı istediler.
VENEDİK’TEKİ PROJEMİZ ÖZELDİR
Venedik’te yaptığımız proje bizim için de özel bir projedir. Mutlaka fark yaratacak bir şeyler yapmam gerekiyordu. Çok araştırma yaptım, en iyisinin Venedik ve İstanbul’un ortak yanlarını bulmak olacağına karar verdim. Eskiden, güneş İstanbul’dan doğar, Venedik’ten batar diye bir söz varmış. Bu bana ilham verdi; duvara asmak üzere Gaziantep’te iki kentin manzarasını halıya dokuttum. Çerçeveletip duvara astım. Bugün hala bize o halılardan bulup bulamayacağımızı soruyorlar. Ama tamamen özgün buluşlar olduğu için birden fazla kopyaları olsun istemiyorum. Zaten yaptığımız işleri diğerlerinden farklı kılan da bu tür ayrıntılar oluyor.
HERKESİN KÜLTÜRÜ FARKLI
İtalya’da yapmış olduğumuz işler, sonraki işlere referans oldu. Ben bu konuda örgütlü bir tanıtım ya da reklam kampanyası yapmamıştım. Ama yaptığımız işlerdeki incelik, güzel buluşlar, işlerdeki sanatkarlık bizi aranılır hale getirdi. Ardından Almanya’daki işler geldi.
Frankfurt’ta bir otelin odalarını yaptık. Yine Frankfurt’ta bir eğitim kurumunun lobisini düzenledik. Danimarka’nın başkenti Kopenhag’da yine bir kültür merkezi düzenlemesi yaptık. Tabii bütün bu işlerde herkesin farklı bir talebi oluyor. Çünkü herkesin kültürü farklı. Mesela Danimarkalılar, bizden son derece sade ve modern bir çalışma istediler. Biz de ona göre bir tasarım hazırladık.
Burada önemli olan bizden de yani Türk kültüründen de dokunuşların olması. Zaten dikkat ederseniz, İtalya hariç bu saydığım yerler Türk nüfusunun çok olduğu yerler. Dolayısıyla hem bizden hem onlardan güzel nüansların olmasını arzu ediyorlar. Böylece kültürlerarası bir bağ da kurulmuş oluyor. Başka bir sektördeki yatırımlarımız için gittiğim Senegal’de bile bir kültür merkezi tasarladım. Güney Afrika Cumhuriyeti ile görüşmelerimdevamediyor.Yaptığım işle bualanda markalaşıyorum.
5 KİŞİLİK ÇEKİRDEK EKİP
Şu anda 5 kişilik çekirdek bir ekibimiz var. İşimizi tasarlayıp bitirdikten sonra marangoz ve elektrikçi arkadaşları da alıp, projenin uygulanacağı bölgeye gidiyoruz. Orada gerekli çalışmaları yapıyoruz.
HER ÖLÇÜYÜ ÇALIŞABİLİYORUZ
Düzenlediğimiz alanların büyüklüğü duruma ve istenen yere göre değişiyor. Bu 45 metrekarelik bir salon da olabilir, 200 metrekarelik bir lobi de. Keza otel odalarını da buna ekleyebiliriz. Kral dairesi ya da standart oda düzenlemesi de yapabiliriz. Önemli olan bize yeri ve istediklerini söylemeleridir.
İŞİMİZİN EN ZOR YANLARI…
Öncelikle çok iyi ölçü almak, hesapları çok iyi yapmak zorundayım çünkü en küçük bir yanlışlığın bile telafisi yok. Ölçüyü aldıktan sonra Gaziantep’e geliyor ve tasarımları yapıyorum. Eğer ölçülendirmeyi yanlış yaparsam bütün işler boşa gider. Düşünsenize, bütün mobilyalar yapılmış, her şey hazır, götürüp yerine monte etmek istiyorsunuz fakat ölçü tutmuyor. Bu o güne kadar harcanan emeğin ve zamanın boşa gitmesi demektir. O yüzden son derece dikkatli olmak gerekiyor. Tasarımı hayata geçirirken her ayrıntı ile yakından ilgileniyorum. Bir sandalye yapılacaksa, kumaşından yapıldığı ahşaba kadar, hatta yapıştırma süresini bile takip ediyorum. Ancak bu şekilde titiz çalışılırsa istediğimiz sonuçları alabiliriz.
AYRINTILAR İŞİ GÜZELLEŞTİRİYOR
Bugüne kadar fark etmediğim birçok ayrıntı artık ilgimi çekiyor. Mesela bu konuyla ilgili pek çok kitap okuyorum, inceliyorum. Aynı şekilde çeşitli sanat dallarıyla daha yakından ilgileniyorum. İstanbul’da bir kumaşçıda saray restorasyonu için özel yapılmış bir kumaş bulmuştum. Kumaş gerçekten çok özeldi. Tam da Osmanlı tarzında desenlere sahipti. Kumaşçı örnek olsun diye saklamıştı. İşte bundan yaptırıp bir tasarımımda kullandım. Bunun gibi pek çok ayrıntı bu işi beğenilir hale getiriyor. Çok araştırmak, detayları iyi görmek önem kazanıyor. Bazen de bugüne kadar denenmemiş şeyleri deniyorum. Mesela ebru sanatı sadece belirli ebatlardaki kağıtlara uygulanabiliyor. Fakat ben yapacağım bir iş için bunların denenmemiş bir boyunu yaptırmak istedim. Gerçekten de ortaya çok güzel bir sonuç çıktı.
ÇEKİRDEK KADORUMUZU BÜYÜTECEĞİZ
Bugüne kadar yaptığımız işler çoğunlukla önceki işlerimizde bizi tanıyan kişilerin referanslarıyla olmuştu. Daha doğrusu başta bu şekilde başlamıştık. fiimdi gittikçe kendi markamız oluşmaya başladı. Bugün geldiğimiz yerde Mehmet Yıldırım markasından söz edebiliyorum. Bundan sonra da bu marka altında daha profesyonel ve kalabalık bir kadro ile çalışmalara devam etmem gerekiyor çünkü yakın bir zamanda bir vakıf ile çalışmaya başlayacağım. Bu vakfın çok sayıdaki binasının dekorasyonunu ben yapacağım. Zaten bu durumda çekirdek kadromuzu daha da büyütmemiz gerekecek.
Yorumlar